Afganistan'ın Sosyo-Kültürel Yapısı ve Jeopolitik Gücü

Author:

Year-Number: 2023-117
Yayımlanma Tarihi: 2023-11-17 23:36:00.0
Language : Türkçe
Konu : Bölgesel Çalışmalar
Number of pages: 9164-9176
Mendeley EndNote Alıntı Yap

Abstract

nedeni olarak, “uluslararası sistemin yapısının” da etkisi altındaki iki kutuplu sistem sürecinde bölgesel çatışmalar başta olmak üzere kritik meseleler olmak üzere bölgesel gelişmelerin yorumlanmasında içsel yapısal bileşenlerin yanı sıra kültürel faktörlerinde rolü sayılabilir. ABD ve Sovyetler Birliği başta olmak üzere etkili uluslararası aktörlerin Afganistana'a davranış kuralları da etiklemiştir. Afganistan’ın Aralık 1979’da Sovyetler Birliği tarafından işgali böyle bir argümanın neticesini ifade etmektedir. Söz konusu ülkenin 1991’den bu yana stratejik eylemindeki değişim ve dönüşüm eğilimleri, uluslararası sorunlardan daha çok etkilenmekle birlikte ideolojik, kültürel, ırksal ve etnik biçimlere bağımlı aktörlerin eylemlerinden kaynaklanmaktadır.

Konstrüktivizm, uluslararası ilişkiler konularının kültürel, sosyal ve etnik göstergelere dayalı analiz alanlarını sağlayan yaklaşımlar arasında kabul edilir. Afganistan, etnik ve kültürel çeşitliliğe sahip ülkeler arasında kabul edilmektedir. Bu ülkeler ağırlıklı olarak istikrarsızlık, güvensizlik ve karmaşa atmosferindedir. Bu ülkelerin mevcut durumları ülkelerin stratejik risk durumunu artırmaktadır. Buradan hareketle Afganistan’daki siyasi dönüşümler ve jeopolitik değişim süreçleri konstrüktivist yaklaşım kullanılarak incelenmeye çalışılmıştır. Bu da Soğuk Savaş dönemi sonrası jeopolitik oluşumların etnik, ırksal, dinsel ve kültürel meselelere konu olduğunu göstermektedir.

Bu, çeşitli jeopolitik alanlarda çelişkiler yaratmıştır. Irk, kimlik ve uluslararası gelişmeler gibi ulus-altı etki konularının çeşitliliği ve hareketliliğinin fazlalığı doğal olarak bölgesel gelişmelere etki etme olasılığını da artırmaktadır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde Afganistan’daki gelişmeler bu tür işaretleri yansıtmaktadır, bu konuyu açıklamak için konstrüktivist yaklaşım kullanılacaktır. Bu yaklaşım, ırksal-kültürel meseleler ile uluslararası süreçler arasında etkili ve anlamlı bir ilişki yaratabilir.

Keywords

Abstract

In the 1990s and beyond, constructivist approaches were employed to elucidate regional conflicts. The rationale for this lies in the impact of the bipolar system dynamics, influenced by the “structure of the international system,” which played a significant role in interpreting regional developments, including critical issues such as regional conflicts, along with the intrinsic structural components and cultural factors. The behavioral norms of influential international actors, notably the United States and the Soviet Union, were determinant in this regard. The Soviet Union’s invasion of Afghanistan in December 1979 serves as a manifestation of such arguments; the changes and transformations in the country’s strategic actions since 1991, while influenced more by international issues, are rooted in the actions of actors dependent on ideological, cultural, racial, and ethnic forms.

Constructivism is considered among the approaches that provide analytical frameworks for international relations issues based on cultural, social, and ethnic indicators. Afghanistan is regarded as one of the countries with ethnic and cultural diversity, primarily marked by instability, insecurity, and a chaotic atmosphere. The current situations in these countries exacerbate their strategic risk status. Consequently, political transformations and geopolitical changes in Afghanistan have been examined using a constructivist approach.

This also demonstrates that post-Cold War geopolitical formations have become entangled with ethnic, racial, religious, and cultural issues. This has generated contradictions in various geopolitical arenas. The greater the diversity and dynamism of transnational impact issues, such as race, identity, and international developments, the more natural it is for them to influence regional developments.

The developments in Afghanistan in the post-Cold War era reflect such signs, and a constructivist approach will be employed to elucidate this issue. This approach can establish an effective and meaningful relationship between racial-cultural issues and international processes.

Keywords