Anuradha Roy’un İmkansız Özlemler Atlası’nda İnsanmerkezcilik ve Doğa

Author:

Year-Number: 2023-115
Yayımlanma Tarihi: 2023-09-28 20:51:16.0
Language : İngilizce
Konu : Dünya Dilleri ve Edebiyatları
Number of pages: 8249-8255
Mendeley EndNote Alıntı Yap

Abstract

Bu makale, Hintli yazar Anuradha Roy'un İmkansız Özlemler Atlası adlı eserinin postkolonyal ekoeleştirel bir bakış açısıyla analizini içerir. Batı kültürü tarafından  insan merkezli insanlar ve doğa arasındaki karşıtlığın söylemsel inşasını ve Roy'un sömürgeciliğin getirdiği ve Hintliler tarafından uygulanan insan merkezli tutumu yansıtmasını inceler. İnsanmerkezcilik, köklerini  akılcı beyaz batılı insanın, insan olmayan dünyayı şekillendirmede ve sömürmede özgür olduğu fikrinden alır. Batı kültüründe doğanın hüküm altına alınması, batılı olmayan insanların hakimiyet altına alınması fikrinin temelini oluşturarak, farklı türdeki ırkların, etnik kökenlerin, cinsiyetlerin, dinlerin ve sınıfların egemenliğini kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Roy, Hindistan yarımadasındaki İngiliz yönetiminin 1907'den 1947'ye kadar uzanan çalkantılı tarihsel üç dönemini ve bu dönemlerdeki üç kuşağın deneyimini Hintlilerin bakış açısından tasvir eder. Bu dönemlerde, İngiliz sömürgecileri Hindistan topraklarını, çevresini ve kültürel yapılarını sömürmişler. Politikalarını, modern fikirlerini, tekniklerini, sanayileşmeyi, ilerlemeyi ve kapitalizmi tanıtmışlar ve doğanın söylemsel bir ürün, bir kaynak, maddi bir nesne olduğu fikrini ihraç etmişler. Sömürge öncesi doğanın Hindistanlılar için  kutsal bir yer olduğu düşüncesinin önemi ortadan kalkmış ve onların doğayla olan kültürel bağları bozulmuştur. Roy, eserinde insanmerkezcilik anlayışı nedeniyle Hindistan ve Hint halkının ortak bir kaderi paylaştığını anlatan bir hikaye yazmiştır. Batının getirdiği insanmerkezciliğin, her türlü sömürü ve ayrımcılığı ifade etmek için insan ve doğa ayrımı sorununun ötesine nasıl geçtiğini sunmuştur.

 

Keywords

Abstract

This paper includes the analysis of An Atlas of Impossible Longing by Indian writer Anuradha Roy from a postcolonial ecocritical perspective. It studies the anthropocentric discursive construction of the contrast between humans and nature by Western culture and Roy’s reflection on the anthropocentric attitude introduced by colonialism and practiced by Indians. Anthropocentrism takes its roots from the idea that rational white western man is free to shape and exploit the non-human world. The subordination of nature in Western culture has become the root of all human dominance; it has been extended to include the dominance of different kinds of races, ethnicities, genders, religions, and classes. Roy portrays the turbulent historical three periods of British rule on the Indian subcontinent extending from 1907 to 1947 and three generations of experiences during these periods from Indians’ perspective. During these periods, British colonialists exploited the land, the environment, and cultural structures of the Indians. They introduced their politics, modern ideas, techniques, industrialization, progress, and capitalism and exported the idea of nature being a discursive product, a resource, a material object. The importance of the pre-colonial idea of nature’s being a sacred place disappeared and the Indians’ cultural ties with it were disrupted. Roy writes a story in which India and the Indian people share a common fate because of anthropocentrism. She presents how western introduced anthropocentrism has moved beyond the problem of separation of human beings and nature to articulate all kinds of exploitations and discrimination.

 

Keywords