Bu çalışma, Türkiye’nin kuzeybatısındaki Prusias ad Hypium Antik Tiyatrosu’nun, halen devam eden UNESCO Dünya Mirası adaylık süreci boyunca sergilediği yönetişim ve idare biçimlerini incelemektedir. Geleneksel arkeolojik çerçeveyi aşan bu araştırma, nitel bir vaka çalışması tasarımını benimseyerek, resmi miras yönetimi ile yerel toplulukların yaşam deneyimleri arasındaki yapısal uçurumu köprüleyen çok sesli bir analitik çerçeve oluşturmaktadır. Altı ana paydaş grubundan 13 stratejik bilgi kaynağına yapılan derinlemesine görüşmelerden yararlanarak, çalışma, gelişmekte olan destinasyonlarda miras adaylığı süreçlerine gömülü olan güç dinamiklerini, kurumsal beklentileri ve politika gerilimlerini sorgulamaktadır.
Bulgular, UNESCO statüsünün bölgesel ekonomik büyüme için cazip bir katalizör işlevi görmesine rağmen, potansiyelinin kalıcı farkındalık eksiklikleri ve çözülmemiş altyapı talepleri nedeniyle kısıtlandığını ortaya koymaktadır. Analiz, yukarıdan aşağıya kurumsal çerçeveler ile sahadaki paydaşların gerçekleri arasında bir yönetişim boşluğu olduğunu tespit etmektedir; bu gerilim, miras politikası ve alan yönetimi üzerinde doğrudan etkileri olan bir gerilimdir. Buna yanıt olarak çalışma, paydaş işbirliğini ve uzun vadeli sürdürülebilirliği ön plana çıkaran, bütünleştirici bir politika aracı olarak Tarihi Kentsel Peyzaj yaklaşımını öne sürmektedir.
Araştırma, miras yöneticileri ve politika uygulayıcıları için tekrarlanabilir bir stratejik çerçeve sunarak, otantik mirasın korunması ile topluluk merkezli yönetişimin, sürdürülebilir sonuçlar için birbirini güçlendiren koşullar olduğunu ortaya koymaktadır.
This study examines the governance and stewardship of the Prusias ad Hypium Ancient Theatre in northwestern Turkey during its ongoing UNESCO World Heritage nomination process. Moving beyond a conventional archaeological framing, the research adopts a qualitative case study design to construct a multi-vocal analytical framework — one that bridges the structural divide between formal heritage administration and the lived experiences of local communities. Drawing on in-depth interviews with 13 strategic informants across six key stakeholder clusters, the study interrogates the power dynamics, institutional expectations, and policy tensions embedded in heritage nomination processes at emerging destinations.
The findings reveal that whilst UNESCO designation functions as a compelling catalyst for regional economic growth, its potential is constrained by persistent awareness deficits and unresolved infrastructure demands. The analysis identifies a governance gap between top-down institutional frameworks and ground-level stakeholder realities — a tension with direct implications for heritage policy and site management. In response, the study advances a Historic Urban Landscape (HUL) approach as an integrative policy instrument, foregrounding stakeholder collaboration and long-term sustainability.
The research contributes a replicable strategic framework for heritage managers and policy practitioners, demonstrating that authentic heritage preservation and community-centred governance are mutually reinforcing conditions for sustainable outcomes.