Bu makale, Türk kültüründe iletişim ve bellek olgularının kökenlerini ve evrimini, kaya resimleri ve sembollerin arkeolojik ve etnografik bir incelemesi aracılığıyla araştırmaktadır. Geleneksel yaklaşımların aksine, bu çalışma kaya sanatını sadece estetik bir ifade biçimi olarak değil, aynı zamanda kültürel bilgi aktarımının ve kolektif belleğin nesilden nesile aktarıldığı karmaşık bir sembolik sistem olarak ele almaktadır. Bu bağlamda, Türkiye ve Orta Asya coğrafyasında yer alan kaya resimlerinin ve petrogliflerin, sosyal hiyerarşilerden avcılık pratiklerine, mitolojik anlatılardan ritüel seremonilere kadar geniş bir bilgi yelpazesini şifrelediği ileri sürülmektedir. Makalenin temel tezi, bu görsel dillerin, yazılı dilden önceki dönemlerde toplulukların kimliklerini, tarih algılarını ve dünya görüşlerini inşa etmede kritik bir rol oynadığıdır. Araştırma metodolojisi, kaya resimlerinin arkeolojik verilerini (kronoloji, coğrafi dağılım ve teknik analizler) modern etnografik çalışmalarla (hayatta kalan geleneksel toplulukların sembolik sistemleri ve sözlü anlatıları) harmanlayarak bütüncül bir bakış açısı sunmaktadır. Bu entegre yaklaşım sayesinde, kaya sanatının statik bir kalıntı olmaktan öte, yaşayan ve dinamik bir kültürel bellek arşivinin parçası olduğu gösterilmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, Türk kültürünün köklerindeki sözlü ve görsel iletişim ağlarının derinliğini ve karmaşıklığını bilimsel bir çerçevede ortaya koymayı amaçlamaktadır.
This article investigates the origins and evolution of communication and memory phenomena in Turkish culture through an archaeological and ethnographic examination of rock art and symbols. Unlike traditional approaches, this study treats rock art not merely as an aesthetic form of expression but also as a complex symbolic system through which cultural knowledge and collective memory are transmitted from generation to generation. In this context, it is argued that rock paintings and petroglyphs found in Turkey and Central Asia encode a wide range of information, from social hierarchies to hunting practices, and from mythological narratives to ritual ceremonies. The main thesis of the article is that these visual languages played a critical role in constructing the identities, historical perceptions, and worldviews of communities in periods prior to written language. The research methodology offers a holistic perspective by combining archaeological data on rock art (chronology, geographical distribution, and technical analyses) with modern ethnographic studies (the symbolic systems and oral narratives of surviving traditional communities). This integrated approach demonstrates that rock art is more than a static relic; it is part of a living and dynamic cultural memory archive. Ultimately, this study aims to reveal the depth and complexity of the oral and visual communication networks at the roots of Turkish culture within a scientific framework.