






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>SOCIAL SCIENCES STUDIES JOURNAL (SSSJournal), Yıl 2020 Sayı 68</title>
    <link>https://sssjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1984</link>
    <description>SOCIAL SCIENCES STUDIES JOURNAL (SSSJournal)</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>20. YÜZYIL BATI RESİM SANATI GEOMETRİK FORM DEĞERLERİNİN İNCELENMESİ: PAUL CEZANNE, PABLO PICASSO, PIET MONDRIAN</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59909</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59909</guid>
      <author>Okan BOYDAŞ,; Mahir YERLİKAYA , Kübra GÜMÜŞ</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Doğada farklı şekillerde karşımıza çıkan geometrik biçimler, insanın doğadaki diğer tüm serbest biçimleri algılanmasına kaynaklık etmektedir. Sanatsal yapının oluşum süreci içerisinde gerçeğin olduğu gibi temsili yerine, var olan kuralların ötesine geçebilen sanatçılar, yeni düşüncelerle kendi form anlayışlarını ortaya koymuşlardır. 20. yüzyıl batı resim sanatında Paul Cezanne, Pablo Picasso, Piet Mondrian bu anlamda önde gelen isimlerdir. Bu sanatçıların form anlayışlarının nasıl olduğu, birbirlerinden etkilenip etkilenmedikleri gibi sorular akla gelmektedir. Bu bağlamda çalışmamız sanatçıların ürettikleri görsel içerikleri yazılı metine çevirerek, verilerin içinde saklı olabilecek gerçekleri ve dönemin form anlayışının benzer veya farklı ilişkilerini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Veriler nitel içerik analizi metoduyla elde edilmiştir. Her sanatçıdan 2 eser rastgele yöntemiyle seçilmiş ve incelenmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda dönemin sanat anlayışlarının oluşumunda geometrik form anlayışı temel yapı özelliğindedir. İncelenen sanatçıların form algısı bakımından sırasıyla birbirlerinden etkilendiği anlaşılmıştır. Sonraki süreçte geometrik soyutlama kavramı olarak diğer sanatçılar tarafında da benimsenmesi üzerinde etkili olduğu düşünülmüştür. Cezanne ile kendini gösteren geometrik formlar, Picasso ile yapboz mantığına dönüşmüş ve Mondrian’ın salt realiteye yönelerek görünenin göz ile algılandığından farklı olarak sanatçının nasıl gördüğü üzerine yoğunlaşmıştır. Bu bağlamda saf araçlardan oluşturulan soyut formlar ile nesneden uzaklaşıldığı sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>PAZARLAMA TEORİSİNE İLİŞKİN ONTOLOJİK VE EPİSTEMOLOJİK BİR İNCELEME VE PRATİĞİNE İLİŞKİN POST-MODERN TÜKETİCİ DAVRANIŞLARI ÇERÇEVESİNDE BİR TARTIŞMA</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59910</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59910</guid>
      <author>Hüseyin Çağatay KARABIYIK,, Mahmut Nevfel ELGÜN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Günümüz Post-Modern toplum yapısının ‘tüketim toplumu’ olarak tanımlanacak şekilde tüketimci bir hale gelmesi ile birlikte pazarlama bilimi de gerek teorik gerekse pratik anlamda önem kazanmaya devam etmektedir. Çünkü artık tüketim olgusu sadece bir ihtiyaç giderme aracı değil, onun yanı sıra sosyal ve psikolojik arka planı olan soyut bir değer de kazanmaktadır. Bu değişimler göstermektedir ki pazarlama biliminin inceleme konusu edindiği olguların formunda önemli değişiklikler yaşanmaktadır. Modern dönemde başlayan ve Post-Modern dönemde hızlanarak devam eden bu toplumsal dönüşümler bir bilim olarak pazarlamanın yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmıştır. Bu değerlendirmeler ise üç ana dinamik üzerine kurulmuştur: üretilen bilginin doğrudan kendisinin yapısal özellikleri, incelenen nesnenin teorik yapısı ve günümüz pratiğindeki görüngüleri. Bahsi geçen çerçevede pazarlamayı teorik tartışma ile değerlendiren bu çalışma pazarlama biliminin ve onun ürettiği bilginin doğrudan kendisinin sosyolojik bir olgu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bunun ardından günümüzün Post-Modern dünyasında pazarlama biliminin teorik ve özellikle pratik anlamda nasıl bir yaklaşım içinde olması gerektiği tartışılarak bu sosyolojik etkilerin pazarlama pratiğindeki yansımaları değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KONYA KOYUNOĞLU MÜZESİ’NDE YER ALAN BİR GRUP SALDIRI VE SAVUNMA ALETİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59916</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59916</guid>
      <author>İlker Mete MİMİROĞLU,, Mert KOCAMAN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Koyunoğlu Müzesi, ülkemizin İç Anadolu bölgesinde yer alan şehirlerimizden birisi olan Konya’da bulunmaktadır. Müzesi ve kütüphanesi ile birlikte Konya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren müze, ülkemizin önemli özel müzelerinden de bir tanesidir. Müze adını kurucusu olan Ahmet Rasih İzzet Koyunoğlu’ndan almaktadır. Koyunoğlu müze koleksiyonunda yer alan eserlerin büyük bölümü de Ahmet Rasih İzzet Koyunoğlu’nun yaşamı boyunca topladığı çeşitli eserlerden meydana gelmektedir. Bu bağlamda; Tarih öncesi dönemden Cumhuriyet dönemine kadar arkeolojik, etnografik ve sikkelerden oluşan çok zengin ve ünik eserlere ev sahipliği yapan Koyunoğlu Müzesi, savaş aletleri konusunda da önemli bir koleksiyona sahiptir. Koyunoğlu Müzesi’ndeki savaş aletlerini ele alan araştırma projesinin bir bölümünü oluşturan bu çalışmada, müze sergi salonlarında ve deposunda yer alan 24 adet eser incelenmiştir. İncelenen bu eserlerin bir bölümü saldırı diğer bölümü ise savunma amaçlı olarak kullanılan objelerdir. Saldırı amaçlı incelenen aletler balta/teber, gürz ve keser iken savunma amaçlı incelenen aletler ise kalkanlar ve miğferdir. Çalışmamızda tamamına yakını Osmanlı dönemine tarihlenen bu eserler arasında 12 balta/teber, 2 keser, 5 gürz, 4 kalkan ve 1 miğfer yer almaktadır. Demir, bronz ve pirinç gibi çeşitli malzemelerden çoğunlukla döküm üretilen bu eserlerin bazen yalnız bir malzeme bazen de birkaç malzemenin birlikte kullanılmasıyla imal edildiği görülmektedir. Saldırı aletlerinin sap kısımlarında ahşap ve bazen de demir malzeme kullanılmıştır. Bazı eserlerde ise çok az da olsa deri kullanımıyla da karşılaşılmaktadır. Bu saldırı ve savunma aletleri kullanıldıkları toplum ve kullanım amacına yönelik olarak farklı form ve süsleme özellikleri göstermektedir. Bu eserler 20. Yüzyılın başlarından itibaren ateşli silahların artmasıyla birlikte kullanım amaçlarını kaybetmiştir. Saldırı ve savunma amaçlı kullanımın yerine gündelik ihtiyaçları karşılama yâda litürjik olarak kullanımının daha ön plana çıktığını söylemek mümkündür. Eserlerin üzerinde çeşitli süslemelere yer verilmiştir. Kazıma tekniğindeki bu süslemelerin arasında en sık kullanılan motifler geometrik formlu üçgenler, daireler ve zikzaklardır. Geometrik formların yanında bitkisel formlu yapraklar ve çiçekler ayrıca az sayıda da olsa figüratif bezeme ve yazıya da yer verilmiştir. Ülkemizdeki müzeler ve özel koleksiyonlarda çok sayıda saldırı ve savunma aletleri bulunmasına rağmen bu konuda yapılan çalışmalar yeterli seviyede değildir. Bu konuda yapılacak çalışmaların artması ile Anadolu’nun Türk dönemindeki askeri tarihsel zenginliğinin tespiti ve tanıtımı açısından da oldukça önemlidir. Bu bağlamda, Koyunoğlu Müzesinde yer alan bir grup saldırı ve savunma aletlerini konu alan bu çalışmanın alana katkı sağlaması ve daha sonraki dönemlerde gerçekleştirilecek araştırmalara yardımcı olması hedeflenmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KATILIMCI YÖNETİM ANLAYIŞININ HÜKÜMET PROGRAMLARINA YANSIMASI: 1980 SONRASI HÜKÜMET PROGRAMLARI ÜZERİNE BİR İNCELEME</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59891</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59891</guid>
      <author>İbrahim Halil GÜZEL,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;20.yüzyılın başlarından itibaren, birçok alanda olduğu gibi kamu yönetimini alanında da önemli değişimler ve dönüşümler yaşanmıştır. Özellikle 1970’lerin sonlarından itibaren kamu yönetimi alanında yöneten ve yönetilenler arasındaki ilişkilerde önemli gelişmeler, uygulamalar kendini göstermeye başlamıştır. Önceleri seçimden seçime oy kullanmaktan öteye geçmeyen demokrasi anlayışı, artık yerini katılımcı demokrasi uygulamalarına bırakmaya başlamıştır. Kamu yönetimi alanında yaşanan değişim ve dönüşüm süreci içinde birçok kavram, konu kendine yer bulmuştur. Şeffaflık, hesap verebilirlik, denetim, saydamlık bunlardan bazılarıdır. Katılımcı demokrasi, katılımcı yönetim, kararların birlikte alınması bu süreçte karşımıza çıkan önemli konulardan bir tanesidir. Devlet karşısında pasif bir konumda olan bireyler, yönetim alanına dahil olmaya başlayarak aktif bireyler olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu çalışmada öncelikle kamu yönetiminde yaşanan değişimler tartışılacak, sonra katılım kavramı, katılımcı yönetim konuları ele alınacaktır. Çalışmanın son kısmında kamu yönetimi alanında yaşanan değişimler ve katılımcı yönetim uygulamalarının Türkiye’de ki yansımaları hükümet programları özelinde incelenecektir. Çünkü hükümet programları kamuda uygulanacak olan politikaların belirlenmesinde önemli birer belge, kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Seçim kazanan partilerin iktidarları boyunca yaşama geçirecekleri planlar, politikalar, öncelik verecekleri alanlar, konular hükümet programlarında yer almaktadır. Yaşanan değişimlerin, katılımcı yönetim uygulamalarının Türkiye’de kendine yer bulup bulamadığı, hangi yönlerine ağırlık verildiği sorularına cevap aranacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YAŞLI DOSTU KENTLER VE REKREASYON İŞBİRLİĞİ: İRLANDA, LONGFORD ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59883</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59883</guid>
      <author>Neliz ÇETİNER,, Akyay UYGUR</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Kentleşme, bilimsel ve teknolojik gelişmeler 21. yüzyıla şekil veren temel aktörlerin başında gelmektedir. Beraberinde şehirler büyümekte ve 60 yaş üzeri bireyler hem sayıca hem de oransal olarak artış göstermektedir. Nüfusun yaşlanması, kentlerin nasıl daha erişilebilir ve yaşanabilir hale getirilebileceğini düşünmeye itmektedir. Rekreatif aktiviteler ise, yaşlı bireyin topluma dâhil olarak aktif ve keyifli zaman geçirmelerine destek uygulamalar arasında yer almaktadır. Bu aktiviteler yaşlı bireylerin değişen kent kimliğine uyum sağlamasında ve kaliteli zaman geçirmesinde önem taşımaktadır. Bu amaçla, dünyanın çeşitli kentlerinde yaşlı bireylerin kendilerini mutlu ve güvende hissedeceği, yaşam kalitesini arttıracak çok sayıda proje hayata geçirilmektedir. Bu kapsamda çalışmada, ’’Yaşlı Dostu Kent’’ kavramına değinilmekte; yaşlı dostu kentlerin rekreasyonel katkısı çevresel, sosyal, ekonomik ve eğitsel boyutlarıyla incelenmektedir. Son bölümde ise İrlanda örneği üzerinden yaşlı dostu kent uygulamalarına yer verilmektedir. Çalışma, bütüncül boyutlarıyla yaşlı dostu politikalara yönelik önerilerde bulunmaktadır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İLK FİLM JENERİKLERİNDE ÇİZGİ FİLM VE ANİMASYON TEKNİKLERİNİN KULLANIMI</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59888</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59888</guid>
      <author>Samed SAKMAN,</author>
      <description>Sinema filmlerinin başlangıcında ve sonunda yer alan, genellikle önemli film ve prodüksiyon ekibinin tanıtıldığı, yapımla ilgili bilgilerin ve ipuçlarının yer aldığı jenerik tasarımlarının ilk örnekleri sessiz sinema (silent film era) döneminde karşımıza çıkmaktadır. Eğitimli tabelacılar tarafından üretilen ve “jenerik kartları” adı verilen basılı materyallerin fotoğraflanarak filme dahil edilmesi yöntemiyle hazırlanan bu ilk örneklerde amaç; izleyiciyi filme hazırlamak adına filmin adını, yönetmenini ve başrol oyuncusunu duyurmaktır. Modern sinemanın gelişimiyle birlikte izleyici kitlesinin artması film öncesi jenerik tasarımlarının da önemini artırıp gelişimini hızlandırarak, sabit düz yazılar barındıran kartlar yerine çağın anlayışına uygun olarak illüstrasyon, tipografi ve animasyon gibi tekniklerin kullanılmasına yol açmıştır. Böylece jenerikler, daha işlevsel form kazanarak filmin ruhuyla özdeş fakat ayrıca düşünülüp planlanan yapıtlar haline gelmiştir. Bilgisayarların sanatsal üretim alanlarında henüz çok gelişmediği bu dönemde, canlandırma özelliğiyle var olmayanı bile estetik bir dille betimleyebilen animasyon tekniği, jenerik tasarımlarında sıklıkla tercih edilmiştir. Bu çalışma ile Saul Bass, Maurice Binder ve Sandy Dvore gibi sanatçıların, 1950 ve 1970 yılları arasında analog yöntemlerle çizgi film ve animasyon öğelerini kullanarak üretmiş olduğu ilk film jenerikleri incelenmiş ve animasyon tekniğinin jenerik tasarımına ve anlatım diline nasıl bir fayda sağladığı irdelenmeye çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ÖĞRETMEN ADAYLARININ ÇEVRENİN BÜGÜNÜ VE GELECEĞİNE YÖNELİK ALGILARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59889</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59889</guid>
      <author>Şule KÖSEM,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Bu araştırmada, öğretmen adaylarının günümüze ve geleceğe yönelik çevre algıları ile bu algıların oluşmasında etkili olan etkenlerin ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu amaçlı örneklem yoluyla seçilen toplam 37 öğretmen adayı oluşturmuştur. Nitel araştırma yöntemlerinden olgubilim deseninin kullanıldığı bu çalışmada çiz ve anlat yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aşamasında katılımcılara boş resim kâğıtları dağıtılmış ve çevre ile ilgili resim çizmeleri istenmiştir. Ayrıca, analiz aşamasında çizim verilerinin doğru yorumlanabilmesi için, katılımcılardan çizdikleri resimleri yazılı olarak açıklamaları ve çevre algılarına etki eden etmenleri yazılı olarak ifade etmeleri istenmiştir. Veriler içerik analizi kullanılarak analiz edilmiş ve öğretmen adaylarının % 11&amp;#39;inin temiz çevre,% 57&amp;#39;sinin kirli çevre ve% 32&amp;#39;sinin teknolojik çevre algısına sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Araştırma sonucuna göre öğretmen adaylarının günümüze yönelik çevre algısında doğal çevreye yönelik çizimler fazlayken, geleceğe yönelik algıda yapay çevreye daha fazla yer verildiği ve geleceğe yönelik kötümser çevre algısına sahip olunduğu görülmüştür. Çevreye yönelik görüşlerin şekillenmesinde etkili olan sebeplerin başında geçmiş deneyimler ve gözlemler ile medyada yer alan haberlerin yer aldığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TARİHSEL DİNİN SİYASAL TEOLOJİK KONUMU: ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDE İSLAM’IN SİYASAL TEOLOJİK İNŞASI</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59890</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59890</guid>
      <author>Murat COŞKUNER,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Siyasal teoloji, dinin zayıfladığı çağdaş toplumlarda dinselliğin siyasal kurumlarca yeniden üretilme biçimlerini ele alır. Bu bağlamda dinselliğin çağdaş görünümlerine odaklanarak tarihsel-geleneksel dinlerin siyasal niteliklerini ihmal eder. Milli Türk devletindeki din-siyaset ilişkilerini böyle bir ihmale sapmadan Rousseaucu anlamda siyasal teolojik perspektiften değerlendiren çalışma kapsamında İslam’ın, Cumhuriyet’in “sivil din”i haline getirilme girişimlerine değinilecektir. Yeni Türk devletinin kategorik bir İslam karşıtlığı saikiyle hareket etmediği aksine onu milli siyasetin hizmetine sokma amacıyla bir takım politik hamleler gerçekleştirdiği savunulacaktır. Çalışmanın planı içerisinde ilk bölümde tarihsel dinleri siyasal teolojik perspektif içerisinde değerlendiren ve özellikle Mustafa Kemal üzerinde önemli bir tesiri olan Rousseau’nun sivil din kuramına değinilecektir. İzleyen bölümde ise İslam’ın, yeni Türk devletinin sivil dini kılınması adına gerçekleştirilen din politikaları analiz edilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MEMUR DİSİPLİN SORUŞTURMALARINA İDARE HUKUKU AÇISINDAN BAKIŞ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59913</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59913</guid>
      <author>Mehmet KARAHAN,</author>
      <description>Devlet adı verilen hiyerarşik mekanizmanın temel unsurları arasında yer alan ve kaynağı anayasanın 8. Maddesi olan Yürütme erki en temel haliyle İdare kavramını teşekkül ettirmektedir. Devlet asli fonksiyonlarını icra ederken kendi adına yetki kullanan kurum ve kuruluşları kullanır. Temel anlamıyla kamu hizmeti gören kişiler olan memurların görevlerini yerine getirirken uymaları gereken kurallar ve bu kurallara uyma biçimleri bir disiplin idare hukuku ilişkisini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu çalışmanın esası, Türkiye’de devlet memuru olarak görev yapanların karşılaştıkları disiplin işlemlerine ilişkin esasların ne olduğu, disiplin suçu ile disiplin cezası arasındaki ilişkinin nasıl olduğu, disiplin cezaları ile idare hukuku arasındaki ilişki biçimi incelenmeye çalışılmıştır. Türkiye’de, memurlar hakkında yürütülen disiplin soruşturmasına ilişkin memurun tabii olduğu özel kanunlarda da çeşitli hükümler bulunsa da bu çalışmada Devlet Memurları Kanununda ki disiplin işlemlerine esas hükümler temel alınmıştır. Çalışma iki bölümden teşekkül ettirilmiştir. Birinci bölümde; idare ve disipline ilişkin kavramlar, disiplin cezaları, disiplin soruşturmalarının uygulamasına ilişkin süreç, disiplin amirleri ve yetkili kurullar, soruşturmanın temel unsurları, görevden uzaklaştırma konusu, bu kavramların idare hukukunda içinde ki yeri incelenmiştir. İkinci bölümde ise, tatbik edilen disiplin cezalarına karsı yapılacak işlemler değerlendirilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ERGENLERİN İNTİHAR GİRİŞİMLERİNDE RİSK FAKTÖRLERİ ve PSİKOLOJİK YARDIM ALMA DURUMLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59902</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59902</guid>
      <author>Firdev SAVİ ÇAKAR,; Murat GİRGİN , Kıvanç UZUN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Bu araştırmada ergen intihar girişimlerinde risk faktörleri ile girişim sonrası psikolojik yardım alma durumu incelenmektedir. Nitel araştırma olarak planlanan çalışma kapsamında, 2018-2019 yılı (18 aylık dönemde) Burdur merkez ve ilçelerinde intihar girişiminde bulunmuş ve hayatta kalan 57 ergen ile çalışılmıştır. Bu kapsamda, yarı yapılandırılmış görüşme ile elde edilen bilgiler içerik analizi ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlarda; kız olmak, 17 yaşında ve 11. sınıfa devam etmek, orta ve kötü akademik başarıya sahip olmak, en az bir psikiyatrik veya sağlık sorunu yaşamak, anne babanın ayrılmış olması ve düşük ekonomik düzey, ailede intihar öyküsü ile madde kullanımı intihar girişiminde önemli risk faktörleri arasındadır. Ayrıca intihar girişimlerinin büyük oranda ev ortamında ve ilaç içme yoluyla gerçekleştiği, bazı ergenlerin 2 ve daha fazla kez intihar girişiminde bulunduğu, girişimlerde en fazla aile ile ilgili nedenlerin yer aldığı, intihar sonrasında ergenlerin tamamının yasal ve tıbbi yardım aldığı, ancak psikiyatrik/psikolojik tedavi oranının oldukça düşük olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda ergenlerin yarısının şu anda psikolojik destek ihtiyacının olduğu, intihar girişimden sonra devam ettikleri okullardan psikolojik danışma ve rehberlik desteği almadıkları, bu durumun ergenlerde en başta etiketlenme korkusuna dayandığı görülmüştür. Sonuç olarak araştırmada elde edilen bulguların, ergen intihar girişimlerinde risk faktörlerinin ortaya koyulması, intiharda erken uyarı işaretlerinin fark edilmesi ve erken müdahale edilmesi, intihar sonrası süreçte sunulacak etkili psikolojik danışma çalışmalarında okul temelli PDR çalışmalarının önemini vurguladığı düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COVID-19 SÜRECİNDE DİJİTAL EBEVEYNLİĞİN FARKLI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59918</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59918</guid>
      <author>Fatıma Firdevs ADAM KARDUZ,, Fikri KELEŞOĞLU</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Modern dünya hızla dijitalleşirken toplumun en küçük yapı taşı olan ailede ister istemez dijitalleşmektedir. Bu hızlı değişime ayak uydurmaya çalışan dijital ebeveynler hem çocuklarının dijital medya ile olan ilişkilerini düzenlemeye çalışırken hem de ebeveynlik uygulamalarına dijital dünyayı nasıl dahil edeceklerinin bir yolunu bulmaya çabalıyor. Özellikle evde kalmanın gerekli olduğu pandemi sürecinde aile bireylerinin teknolojik aletlerle temas oranı daha da artmıştır. Bu nedenle yapılan bu çalışmanın amacı; Covid-19 sürecinde dijital ebeveynliğin farklı değişkenler açısından incelenmesidir. Bu çalışmada durum saptamaya dönük betimsel çalışma yapılmış olup anket-survey yöntemi ve kolaylı örnekleme yoluyla toplanmış verilerle yapılan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Veri toplamak için “Kişisel Bilgi ve Anket Formu” ile “Dijital Ebeveynlik Farkındalık Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmanın grubunu Sakarya ilindeki ebeveynler oluşturmaktadır. Araştırmanın grubu kolaylı örnekleme yöntemi ile seçilmiş yine aynı ilde yaşamakta olan 459 ebeveyn oluşturur. Elde edilen veriler SPSS Version 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistiksel parametrelerin (aritmetik ortalama, standart sapma, frekanslar) yanı sıra, bağımsız örneklem t-testi, ANOVA kullanılmıştır. Araştırmada Covid-19 sürecinde dijital ebeveynliğin farkındalığı farklı değişkenler açısından incelenmesidir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EVALUATION OF THE FUTURE OF WORKING LIFE: REFLECTION OF ARTIFICIAL INTELLIGENCE TECHNOLOGIES ON WORKING LIFE</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59926</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59926</guid>
      <author>Gühercan VURAL,</author>
      <description>Çalışma, yapay zekânın çalışma hayatına yansımalarına ilişkin açıklamalar yapar iken çalışma hayatının geleceği konusunda bağlantı kurarak literatüre katkı sağlamaktadır. Teknolojik gelişmelerin bir çıktısı olan yapay zekâdan (AI), çalışma hayatı ve işgücü de etkilenmiştir. Sağlık, finans ve ulaştırma gibi farklı iş kollarında kullanılan yapay zekâ, her geçen gün farklı iş kollarında kullanılmaya devam edecek gibi görünmektedir. Yapay zekânın çalışma hayatında kullanılmasıyla, iş ve işlemler hız kazanarak birçok yönden daha kolay hale gelmiştir. Çalışmanın giriş kısmında yapay zekânın geçmişi konusunda bilgilendirme yapılmış, daha sonraki kısımda yapay zekânın çalışma hayatında kullanımı üzerinde durulmuştur. Sonuç ve değerlendirme olarak makineler ile insanlar arasındaki farklılıklara değinilirken yapay zekânın çeşitli iş kollarında kullanıldığı ve gelecekte daha da yaygınlaşacağı değerlendirmesi yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DİJİTAL SPOR OYUNLARI OYNAMA MOTİVASYONU’NUN AHLÂKİ KARAR ALMA TUTUMLARINA ETKİSİ: ESPOR OYUNCULARI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59945</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59945</guid>
      <author>Alp Kaan KİLCİAlp Kaan KİLCİ,, Serhat YALÇINER</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Espor oyunları oynayan bireyler, rekabetçi oyun ortamında çeşitli ahlâki davranışlar sergilemekte ve bu davranışları etkileyen en önemli faktörlerden birisi motivasyon olarak göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın amacı, espor oyuncularının dijital espor oyunları oynama motivasyonlarının ahlâki karar alma tutumları üzerindeki etkilerini belirlemektir. Araştırmaya erkek ve kadın olmak üzere, amatör olarak rekabetçi espor oyunları oynayan 389 gönüllü birey katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Dijital Spor Oyunları Motivasyon Ölçeği (Kilci, 2020) ve Altyapı Sporlarında Ahlâki Karar Alma Tutumları Ölçeği (Gürpınar, 2014) kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 25.0 ve SmartPLS 3.2 programları kullanılarak model oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda; “eğlence” ile “adilce kazanmayı koruma”, “fantezi” ile “adilce kazanmayı koruma”, “rekabet” ile “yarışma severliği benimseme” ve “takıma bağlılık” ile “hileyi benimseme” alt boyutları arasında pozitif anlamlı ilişkiler tespit edilirken; “eğlence” ile “hileyi benimseme” alt boyutu arasında ise negatif anlamlı ilişki tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE TABLET DERGİCİLİĞİNİN OKURLARIN MEDYA KULLANIM ALIŞKANLIKLARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59914</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59914</guid>
      <author>S.Kuzey YILDIZ,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Akıllı telefonların ve tablet bilgisayarların yükselişi ile ortaya çıkan tablet yayıncılık, “kâğıt mı, dijital mi” tartışmalarının süregeldiği bir ortamda etki alanını genişletmeye, yeni savunucular ve takipçiler kazanmaya devam etmektedir. iPad devrimi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyük ilgiyle karşılanmıştır. Basılı yayınlar geleceğin medyasında ayakta kalabilmek için ardı ardına dijital tarafa geçmiştir. Dergicilik bu süreçte yeni bir form kazanarak etkileşime dayalı bir anlatım yolunu temsil etmeye başlamıştır. Sıradan bir makale duyulara hitap eden bir deneyime dönüşmüştür. Dahası reklamcılık ve pazarlama dünyası da bu yeni oyunda yeni söylemleriyle yerini almıştır. Söz konusu popüler tartışma etrafında şekillenen bu çalışma ile konvansiyonel medya anlatımından tablet yayıncılığa uzanan serüven aktarılmaya çalışılmış, tablet dergiciliğinin tüm yapı taşları detaylıca ele alınmış ve ayrıca bu eksende dönen güncel tartışmalara da yer verilmiştir. Bu doğrultuda gerçekleştirilen bir saha araştırmasıyla da bireylerin medya kullanım alışkanlıklarının ne denli değiştiğinin gözlemlenmesine ve somut sonuçların ortaya konulmasına çalışılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TIBBİ ANTROPOLOJİ AÇISINDAN HALK HEKİMLİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59898</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59898</guid>
      <author>Sema İŞLER,; Vahdet ÖZKOÇAK , Fırat KOÇ</author>
      <description>Asırlar boyunca insanoğlu doğa ile mücadelesi sırasında yaşamını tehdit eden hastalıklara karşı önleyici ve iyileştirici yöntemler bulmaya çalışmıştır. Kuşaktan kuşağa “el alma” inancıyla sözlü olarak aktarılan, gözlem ve tecrübeye dayanan bu yöntemler halk hekimliği veya halk sağaltıcılığı olarak adlandırılır. Günümüzün kentli insanın doğal yaşam unsurlarına yönelimi ve kırsal bölgelerde yaşayan insanların da günlük hayatlarında sıklıkla kullanmaları sayesinde halk hekimliği varlığını sürdürmektedir. Bu sebeple geleneksel halk hekimliği ve tedavi yöntemlerinin zaman içerisindeki değişimi ve gelişimi önemli bir çalışma alanı olmuştur. Bu çalışmada geleneksel tıbbın, modern tıp uygulamalarındaki gelişmelere rağmen halen varlığını sürdürmesinin altında yatan etkenler üzerinde durulacaktır. Geleneksel halk sağaltıcılığı konusu odağındaki süreli, süresiz ulusal yayınlar ve ulusal tez merkezinde yayımlanan tez çalışmaları taranmış ve derlenmiştir. Geleneksel ya da destekleyici tıp olarak nitelendirilen bu uygulamalar, “Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT)” mevzuatına bağlı olarak, bilimsel çerçevede organize edilmeli ve Sağlık Bakanlığı tarafından yetiştirilmiş uzmanlar tarafından tatbik edilmelidir. Bu sayede tüm bu geleneksel tedavi yöntemleri kayıt altına alınarak gelecek kuşaklara aktarılabilecektir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ROBOTİK DESTEKLİ FEN EĞİTİMİNİN FEN BİLİMLERİ DERSİNE YÖNELİK TUTUMA ETKİSİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59867</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59867</guid>
      <author>Ferhat BAHÇECİ,, Leyla UŞENGÜL</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Günümüzde değişen ihtiyaçlar çerçevesinde bireylerde bulunması gereken beceriler ve özellikler de değişim göstermektedir. Fen bilimlerinin insan yaşamının ayrılmaz bir parçası olması ve bireye kazandırdıkları fen eğitiminin önemini artırmaktadır. Bu gereklilikler doğrultusunda bireylere temel fen bilgileri; fen, teknoloji, çevre ve toplumla ilgili anlayışlar, bilimsel süreç becerileri, bilimsel değer ve tutumlar kazandırılmalıdır. Bu araştırmada Lego WeDo 2.0 robotik eğitiminin öğrenenlerin fen bilimleri dersine yönelik tutum düzeylerine etkisi incelenmiştir. Araştırma 2017-2018 eğitim öğretim yılında Elazığ’da bir okulda 5.sınıf öğrencileriyle yürütülmüştür. Araştırmanın modelini, deneysel yöntemin “ön test-son test kontrol gruplu deseni” oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak “Fen Dersi Tutum Ölçeği” kullanılmıştır. Gerekli istatistiksel işlemler, ilgili denence doğrultusunda öğrencilerin aldıkları tutum ön test ve son test puanları üzerinde yapılmıştır. Uygulama on bir hafta boyunca sürdürülmüş elde edilen nicel veriler SPSS paket programı ile 0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmeye alınmıştır. Araştırma sonucunda robotik destekli fen eğitiminin verildiği deney grubu öğrencilerinin fen dersine yönelik tutumlarının kontrol grubunda bulunan öğrencilere göre anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği görülmüştür. Literatürde robot seti kullanılarak verilen fen eğitiminin öğrencilerin fen bilimlerine yönelik tutumlarına, akademik başarılarına ve bilimsel süreç becerilerine etkisini incelemiş ve deney grubundaki öğrencilerin fen bilimleri dersine yönelik olumlu tutum geliştirdikleri, akademik başarılarının arttığı ve bilimsel süreç becerilerinin geliştirdiği sonucuna ulaşıldığı görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>HALK SAĞLIĞI KRİZLERİNDE ETKİLİ İLETİŞİM VE GÜVEN: TÜRKİYE’DE COVİD-19 MÜCADELESİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59877</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59877</guid>
      <author>Filiz BALTA PELTEKOĞLU,, Emel DEMİR ASKEROĞLU</author>
      <description>Kriz dönemlerinde artan iletişim gereksinimi ve ileti bolluğu sadece krizin değil, kriz iletişiminin de stratejik bir yaklaşımla yönetilmesini gerektirir. Halk sağlığını tehdit eden toplumsal hatta evrensel sonuçları olan salgın, epidemi ve pandemi gibi krizlerle mücadelede ise, ortak bilincin ve davranış değişikliğinin oluşturulması için etkili iletişim bir zorunluluktur. Halk sağlığının korunabilmesi için ise mevcut ve olası tehditlerin öngörülmesi, ulusal sağlık politikalarına ilişkin önlem ve önerilerin geliştirilmesi, üretilen çözümlere ilişkin ortak bilincin oluşturulması gerekir. Bu nedenle toplumu tehdit eden krizlerde davranışsal halkla ilişkiler yaklaşımı ve güvenilir iletişim kaynakları önem taşımaktadır. Covid19 pandemisi ile mücadelede istenen davranışların geliştirilebilmesi ve alınan önlemlerin toplumsal karşılık bulması ise, halkla ilişkilerde etkili iletişim sürecini ve iletişim kaynaklarına güveni ön plana çıkarmaktadır. Bu bağlamda yapılan araştırma Türkiye’de Covid-19’la mücadele kapsamında iletişim kaynağına duyulan güven ile etkili iletişimin davranış geliştirmeye katkısının olup olmadığı sorusunun yanıtına odaklanmaktadır. Araştırma kapsamında 586 kişiyle anket yapılmış bu anketlerden 575 tanesi değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye’de Covid-19 sürecinde etkili iletişim açısından kaynağın önemli olduğu, uzmanlara güven duyulduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine araştırmada Türkiye’de Covid-19 ile mücadeleye yönelik davranış geliştirilmesinde güvenilir kaynaklardan alınan bilginin etkili olduğu görülmüştür.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>ORHAN TÜRKDOĞAN’IN ETNİKLİK VE ETNİK GRUPLARA DAİR GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59907</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59907</guid>
      <author>Ahmet BEKTAŞ,</author>
      <description>Etniklik, sosyal bir grubu ifade eden kavramdır. Sosyal bilimlerde etniklik olgusu önemli bir yere sahiptir. Etniklik, hem biyolojik hem de kültürel bir anlamı içerisinde barındırmaktadır. Türkiye’de etniklik kavramı ve etnik gruplar olgusu üzerine çalışmalar yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda Türkiye’de etniklik ve etnik grupların önemli bir vasfa sahip olduğu tespit edilmiştir. Orhan Türkdoğan etniklik konuların üzerinde çalışma yapmış bir düşünürümüzdür. Türkdoğan’ın bu denli önemli bir yere sahip olmasında Türkiye’nin toplumsal sorunlarına eğilmiş olması yatmaktadır. Bizde çalışmamız boyunca etniklik ve etnik grupları Orhan Türkdoğan’ın fikirlerinden hareket ederek tasvir etmeye ve açıklamaya çalıştık. Türkdoğan, etnik grupları ele alırken kendini herhangi bir etnik gruba ait olduğunu hisseden fertleri geniş bir yelpazede inceleme gayretinde bulunmuştur. Türkdoğan, etnik grupların Türk toplumuna uyum sağlarken nelerle karşılaştıklarını ve Türk toplumunun bu etnik gruplara karşı nasıl bir tavır sergilediklerini gözler önüne sermeye çalışmıştır. Türkdoğan, ülkemizdeki etnik grupların Türk toplumuna uyum sağlarken kendi adetlerini, geleneklerini de devam ettirdiklerini tespit etmiştir. Etnik gruplar, her toplumda farklı şekillerde kendilerine yer bulmuşlardır. Yapılan araştırmalar da Türk toplumunda oldukça daha fazla geniş olanaklara sahip oldukları bu çalışmada görülmektedir. Batı toplumlarında azınlık olarak görülen bu gruplar Türk toplumunda hoşgörüyle karşılanmışlardır. Buda Türk toplumunun diğerkâm bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Kısacası, çalışmamız Orhan Türkdoğan’ın fikirleri perspektifinde Türkiye’de etniklik ve etnik grupların önemini üzerinde durulmuştur.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GÖRSEL DÜNYANIN SİMÜLASYONU VE SANATTA GERÇEKLİK SORUNSALI</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59917</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59917</guid>
      <author>Hülya PARLAKKALAY,</author>
      <description>Felsefe alanında olduğu kadar görsel sanatlar alanında da çağımızdaki temel sorunun, gerçeğin üretimi, eserin yeniden üretimi, imgelerin seri üretimiyle sanatta önemli olan betimlemenin yerini simülasyon’un almış olmasıdır. Simülasyon kavramı ile çağdaş sanat düşüncesinde tartışmalara yol açan yeni gerçeklik sorunsalı bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Gerçeklik ve hakikatle ilişkinin tümüyle koptuğu uzam “aslı yerine göstergeleri konulmuş bir gerçek”lik simülayon çağı olarak tanımlanmaktadır. Bu çağın göstergeleri, sanat alanında düşünsel alt yapısını Fütürizm, Pop Art ve sonrasında Dada sanat hareketinden almaktadır. İmgelerin seri üretimi, estetiğin feda edilmesi ve düşünceyi önemseyen sanatsal tavır, Marcel Duchamp ve Andy Warhol’un çalışmaları üzerinden incelenmiştir. Geçmiş sanat formlarının sürekli yeniden diriltilmesi, yeniden üretilebilirlik ve temmellük kavramı, Russell Connor’ın eseri üzerinden incelenmiştir. Kopyanın kopyalanması, kopya imge, taklit, yeniden üretilebilirlik bağlamında imgeyi üreten -yeniden üretim araçlarıyla- eserin aura kaybı bu çalışmanın ana eksenlerinden birini oluşturmaktadır. Mekanik röprodüksiyonun bir ifade aracı olmadığı aksine kitlelere yönelik sergileme biçimi olduğu düşüncesi, mekanik röprodüksiyonun gösteri dünyasında sanatsal bir eğlenceye dönüştüğü fikri çağa hakim durumdadır. Kitle iletişim araçları aracılığı ile oluşturulan kitle kültürü ve görsel dünya, insanlığın ‘görünen’ ile ilişkisindeki yoğunluk, göz ve imaj ağırlıklı bir evrenin oluşumu Guy Debord’ın “Gösteri Toplumu” kavramı bağlamında ele alınmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>THE RIGHT TO ASYLUM AS A FUNDAMENTAL HUMAN RIGHT: A BRIEF ANALYSIS</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59949</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59949</guid>
      <author>Ferhat USLU,, Huzeyfe KARABAY</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;İnsanlar tarih öncesi dönemlerden beri çeşitli sebeplerle bulundukları yerlerden farklı yerlere hareket etmişlerdir. Bu insan hareketleri, göç olgusunu ortaya çıkarmıştır. Göç olgusunun tarihi çok eskiye dayanmakla birlikte, özellikle Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sırasında göç hareketlerinin oldukça arttığı gözlenmektedir. Bu iki dünya savaşı sırasında, güvenliklerinden endişe eden milyonlarca insan bulundukları yerleri terk ederek (ülke içinde veya ülke dışında) farklı bölgelere göç etmişlerdir. Göç hareketleri İkinci Dünya Savaşından günümüze kadarki geçen sürede artarak devam etmektedir. Göç hareketlerinin fazlalaşması, mülteci ve sığınmacı sayılarının da artmasına neden olmuştur. Sığınmacı sayısındaki olağandışı artış, hem sığınmacılar hem de sığındıkları ülkeler için birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Özellikle sığınmacılara yönelik insan hakları ihlalleri ülkelerin saygınlığını ve prestijini olumsuz yönde etkilemektedir. Sığınmacılara sağlanan hakların, vatandaşların sahip olduğu hakların çok gerisinde olmaması gerektiği kabul edilmektedir. Türkiye’nin Asya ve Avrupa Kıtalarını bağlayan doğal bir köprü konumunda olması, onu sığınmacılar için doğal bir sığınma yeri haline getirmiştir. Bununla bağlantılı olarak Türkiye’de “sığınma hakkının” doğal ve temel bir insan hakkı olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Türkiye ile birlikte karşılaştırmalı hukukta, sığınma hakkı anlatım konusu yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GENÇLERDE KARİYER STRESİNİN VE DUYGU-TUTUMLARININ ÖLÇÜLMESİ: ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNDE UYGULAMALI BİR ARAŞTIRMA</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59880</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59880</guid>
      <author>Çiğdem ULUDAĞ GÜLER,, Ezgi ÜNAL</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Stres, bireyin genel iyilik haline veya huzuruna yönelik bir tehdit olarak tanımlanmaktadır. Günlük ev işlerinden sosyal yaşama, eğitim hayatından çalışma yaşamına kadar birçok alanda stres kaynağı bulunmaktadır. Bireylerin en çok strese maruz kaldığı yıllar ise üniversite yılları olarak işaret edilmiştir. Bu çalışmada, bir devlet üniversitesinde öğrenimini sürdürmekte olan öğrencilerin kariyer stresinin belirlenmesi amaçlamıştır. Kariyer stresinin belirlenmesinde nitel ve nicel araştırma teknikleri bir arada kullanılarak “karma yaklaşım” izlenmiştir. Araştırmanın nicel basamağında kariyer stresi ölçeği yardımı ile yaşları 17-35 arasında değişen 384 lisans ve lisansüstü seviyede üniversite öğrencisinin görüşleri alınırken, nitel görüşmeler kapsamında ise yine farklı eğitim seviyelerinde 22 kadın ve erkek öğrencinin görüşü alınmıştır. Araştırman nicel verileri sonucunda, gençlerin “kariyer geleceklerine ilişkin isteklerini henüz tam olarak tanımlayamamış olmaları” sebebiyle kendileri üzerinde öncelikli stres kaynağı oluşturdukları görülmüştür. Bunun dışında kariyer planlama süreçlerinde aileleri ile çatışma yaşamaları ve hem okul hem de iş hayatına yönelik çalışmak durumunda olmalarının kendilerinde strese sebep olduğu sonucuna varılmıştır. Ölçek maddelerinin tümü için cinsiyet ve eğitim durumuna göre farklılık sorgulandığında ise anlamlı farklılık olmadığı görülmüştür. Nitel bulguların sonucunda ise, kadın öğrencilerin kariyer geleceklerine ilişkin ağırlıkla “yalnızlık” duygusunda, erkeklerin ise “karamsarlık” duygusu içerisinde olduğu görülürken; pişmanlık, korku, mutsuzluk gibi olumsuz duyguların gençlerin kariyer geleceklerinde baskın duygular olduğu anlaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SPOR SPONSORLUĞUNUN TÜKETİCİ TUTUMUNA ETKİSİ: FUTBOL TARAFTARI ÜZERİNE BİR UYGULAMA</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59885</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59885</guid>
      <author>Ataman TÜKENMEZ,; Cemal GÜLER; Selçuk Bora ÇAVUŞOĞLU , Sinan AVCI</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Bu araştırma, spor sponsorluklarının tüketici tutumuna etkisini Fenerbahçe futbol taraftarı özelinde belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızın örneklem grubunu 2018-2019 Eğitim Öğretim yılında, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Spor Bilimleri Fakültesi’nde öğrenim gören 87 kadın, 212 erkek olmak üzere toplam 299 Fenerbahçe taraftarı oluşturmaktadır. Araştırmada Yüceer (2012) tarafından oluşturulan “Sponsorlukların Tüketici Tutumuna Etkisi ve Bir Araştırma” adlı yüksek lisans tezinde kullanılan ölçek uyarlanıp tekrar oluşturularak kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek amacıyla Shapiro Wilks normallik testi uygulanmış ve parametrik testlerden Bağımsız örneklem t-testi ve One-way Anova testleri kullanılmıştır. Katılımcıların cinsiyet, yaş, aylık gelir, eğitim durumu, ürün alma, kombine durumlarına göre spor sponsorluğuna yönelik tutumları arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Medeni durum değişkenine göre ise anlamlı farklılık elde edilmemiştir, ancak evli olan bireylerin bekar bireylere göre ortalama puanları daha yüksektir (p&lt;0.05). Sonuç olarak, katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi, ürün alma ve kombineye sahip olma durumlarına göre farklılıklar tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MAURİZİO CATTELAN’IN “KOMEDYEN” ADLI ENSTELASYONUNUN GÖSTERGEBİLİM ÇÖZÜMLEMESİ</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59933</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59933</guid>
      <author>Rasim SOYLURasim SOYLU,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Sanat dünyasında son zamanların en çok konuşulan çalışması şüphesiz Cattelan’ın Komedi adını verdiği duvara bantlanmış muz çalışması olmuştur. Cattelan yaptığı heykeller ve enstelasyonlar ile zaten gündemde kalmayı başaran bir sanatçıdır. Ancak sanatın ve sanatçının tanıtılmasında ve pazarlanmasında spükülatif hareketler de söz konusudur. Hatta Muz’un sergilendiği galeride Datuna adlı performans sanatçısı tarafından yenilmesi ve çalışmanın 120 bin dolara satılması da ortada bir sanat komplosu olma olasılığını arttırmaktadır. Göstergebilim, 20. Yüzyılda gelişen ve kendisinden başka bir şeye gönderme yapan göstergeleri inceleyen bir bilim dalıdır. Göstergeler doğal belirtiler, bilinçli üretilen belirtkeler ve sembollerden oluşur. Göstergebilim bu göstergeleri anlamlandırır ve çözümler. Ancak bu çalışmanın konusu Cattelan’ın Komedi adlı enstelasyonunun göstergebilim sanat eseri çözümleme yöntemleriyle incelenmesidir. Amaç olarak duvara bantlanmış muzun anlatmak istediği düz anlam, yan anlam ve derin anlamların ortaya çıkarılması ve yorumlanması düşünülmektedir. Yöntem olarak ta göstergebilim anlam çözümleme şeması, karşıt anlamlar şeması, eyleyenler şeması ve göstergebilimsel dörtgen şeması üzerinde uygulama yapılacaktır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>CORPORATE SOCIAL RESPONSIBILITY CAMPAIGNS IN BRAND AWARENESS: SOCIAL MEDIA POSTS FOR CHILDREN’S EDUCATION</title>
      <link>https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59899</link>
      <guid isPermaLink="true">https://sssjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=59899</guid>
      <author>N. Aylin ALBAYRAK,, Filiz BALTA PELTEKOĞLU</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Günümüzde; küreselleşme, teknolojik gelişmeler ve iş dünyasında rekabetin artması kurumların ayakta kalabilmeleri ve farklarını ortaya koyarak kendilerini ön plana çıkarabilmeleri için yönetim ve iletişim stratejileri geliştirmelerini ve uygulamalarını zorunlu kılmıştır. Bu noktada, günümüz koşullarında, toplumların ve bireylerin kurumlardan beklentilerinin de değişiklik gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda, “kurumsal sosyal sorumluluk” kavramı gittikçe daha fazla önem kazanmaktadır. Aynı zamanda, kurumsal sosyal sorumluluk kampanyalarının hayata geçirilmesinde doğru iletişim stratejilerinin uygulanması, kampanyanın hedef kitleye ulaşabilmesi açısından oldukça önem taşımaktadır. Bu bağlamda, kurumsal sosyal sorumluluk kampanyalarının iletişiminde sosyal medya kurumlara; kendini tanıtma, geniş kitlelere ulaşabilme, interaktif iletişim oluşturabilme ve hedef kitlenin özelliklerini ve beklentilerini daha doğru algılama imkanı sunmakta ve marka farkındalığının oluşumunda ve arttırılmasında önemli ve etkin bir rol oynamaktadır. Bu çalışmanın temel amacı; çocukların eğitimine yönelik kurumsal sosyal sorumluluk kampanyalarının iletişiminde sosyal medya paylaşımlarının marka farkındalığı üzerindeki rolünü anlamaya yöneliktir. Çalışmanın verileri, nicel bir araştırma tekniği olan anket yöntemi ile toplanmıştır. Anket katılımcılara online olarak uygulanmıştır ve araştırmaya toplam 315 kişi katılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, çocukların eğitimine yönelik kurumsal sosyal sorumluluk kampanyalarının iletişiminde sosyal medyanın marka farkındalığına olumlu yönde etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2024-08-29</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


